A Family Story from Western Azerbaijan
Written by: Nazli Zeynep Karabulut
My family’s story, at least what we can trace through official documents, begins in a village once called Mollamusa.
Today, that village is known as Voskehask, located in Shirak Province within the modern-day borders of Armenia. But back then, in the late 1800s, this region was known differently. It was part of what many Azerbaijani families referred to as Western Azerbaijan, and the Republic of Armenia, as a modern nation-state, had not yet been established.
At the time, Mollamusa fell under the rule of the Russian Empire, within an administrative oblast called the Erivan Governorate.
Before the Russians took control, the region had been governed by the Erivan Khanate under the Persian Empire. This area, positioned between empires, languages, and cultures, was home to many Azerbaijani Turkic-speaking Muslim families, including mine. Our ancestors lived there for generations, farming the land, raising families, and passing down traditions that wouldn’t survive on paper but lived in memory.
My great-grandfather, Mehmet Karabulut, was born in 1883.
He was known by the nickname “Kara Mehmet,” Dark Mehmet, for his striking dark features and commanding presence.
My great-grandmother, Nazlı Karabulut, was born in 1894.
Both were born and raised in Mollamusa, where they began their family and built a life rooted in that soil.
Then came the unraveling.
Following the collapse of the Russian Empire and the upheavals of World War I, the region was torn by war, revolution, and redrawn borders. A short-lived First Republic of Armenia (1918–1920) emerged, followed by incorporation into the Armenian Soviet Socialist Republic under the Soviet Union.
During this period, the oblasts changed names and functions. Mollamusa and surrounding Azerbaijani villages became part of Leninakan Oblast within Soviet Armenia, now called Shirak Province. These shifts were not just administrative; they often meant the erasure of ethnic identity, history, and even village names. Azerbaijani families, including mine, were displaced, exiled, or forced to flee. The names of their villages were changed. Their homes were left behind. Their histories, rewritten or erased.
Much of what we know before this time is carried in oral memory. Like many families of the region, there were no written records of our roots, only names, nicknames, stories, and grief passed down by word of mouth. Only after arriving in Türkiye did our family’s story begin to take shape on paper.
My great-grandparents resettled in Kars, in what was then the Kars Oblast, an eastern border region that had passed between the Russian Empire and the Ottoman Empire before becoming part of modern Türkiye. There, they began again. In 1934, when the Turkish government passed the Surname Law, they chose the name Karabulut, dark cloud.
Whether by symbolism or fate,
it suited a family shaped by storms and survival.
Their son, İsmet Karabulut (my grandfather), was born in 1933. He would go on to marry Saniye Aydın (my grandmother), daughter of a family from the nearby village of Vartanlı, a place with its own layered Azerbaijani and Armenian history. Eventually after relocating to Istanbul, Türkiye; their son, my father, Kemal Karabulut, was born in Istanbul in 1959. And eventually, I was born, Nazlı Zeynep Karabulut, named after the woman whose strength carried our name across borders and decades.
Today, Armenia is an independent nation with its own people and history. That is true. But it is also true that the region once known to my ancestors as Western Azerbaijan held Azerbaijani Turkic families whose stories now risk being forgotten in the redrawing of maps and rewriting of memory.
This is not a story of politics or blame; it’s a story of place, memory, and identity.
It’s a record of who we were, where we lived, and how we kept going.
Even when the borders changed.
Even when the names of our villages faded from the maps.
Our village was renamed — but our names remained.
Our home was lost — but our memory never was.
And through the weight of dark clouds, our roots still held.
BATI AZERBAYCAN’DAN BİR AİLE HİKÂYESİ
Yazan: Nazlı Zeynep Karabulut
Ailemin hikâyesi, en azından resmi belgelerle izini sürebildiğimiz kadarıyla, bir zamanlar Mollamusa adıyla bilinen bir köyde başlıyor.
Bugün bu köy, Ermenistan sınırları içindeki Şirak Eyaleti’nde yer alan Voskehask olarak biliniyor. Ancak 1800’lerin sonlarında bu bölge farklı bir kimliğe sahipti. O dönemde, pek çok Azerbaycanlı ailenin Batı Azerbaycan adını verdiği bir coğrafyaydı ve henüz Ermenistan Cumhuriyeti modern bir devlet olarak kurulmamıştı.
O yıllarda Mollamusa, Rus İmparatorluğu’na bağlı Erivan Guberniyası adlı idari bölgenin sınırları içindeydi.
Rus egemenliğinden önce ise bu topraklar, İran’a bağlı Erivan Hanlığı tarafından yönetiliyordu. İmparatorlukların, dillerin ve kültürlerin kesişim noktasında yer alan bu bölge, aralarında bizimkilerin de bulunduğu çok sayıda Azerbaycan Türkü, Müslüman ailenin yurduydu. Atalarımız burada nesiller boyunca yaşadı. Toprağı işlediler, aile kurdular ve yazıya geçmemiş, ancak hafızalarda canlı kalan gelenekleri kuşaktan kuşağa aktardılar.
Büyük dedem Mehmet Karabulut 1883 yılında doğdu.
Belirgin koyu hatları ve güçlü duruşuyla “Kara Mehmet” lakabıyla tanınırdı.
Büyük ninem Nazlı Karabulut ise 1894 doğumluydu.
Her ikisi de Mollamusa’da doğup büyüdü.
Ailelerini orada kurdular ve hayatlarını o topraklara kök salarak inşa ettiler.
Sonra her şey değişmeye başladı.
Rus İmparatorluğu’nun çöküşü ve Birinci Dünya Savaşı’nın ardından bölge, savaşlar, devrimler ve yeniden çizilen sınırlarla altüst oldu. 1918 ile 1920 arasında kısa ömürlü bir Ermenistan Cumhuriyeti kuruldu. Ardından bölge, Sovyetler Birliği’ne bağlı Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne katıldı.
Bu dönemde idari bölgelerin isimleri ve işlevleri değişti. Mollamusa ve çevresindeki Azerbaycan köyleri, bugün Şirak Eyaleti olarak bilinen Sovyet Ermenistan’ın Leninakan Oblastı’na dahil edildi. Ancak bu değişimler sadece yönetimsel sınırlarla sınırlı kalmadı. Çoğu zaman, etnik kimliklerin, tarihlerin ve köy isimlerinin silinmesi anlamına geliyordu. Azerbaycanlı aileler yerlerinden edildi, sürgün edildi ya da kaçmak zorunda kaldı. Köylerin isimleri değiştirildi, evler geride bırakıldı, geçmişler ya yeniden yazıldı ya da tamamen silindi.
Bu dönemden önceye dair bilgilerin çoğu yalnızca sözlü anlatımlarla bugüne ulaştı. O kuşaktaki birçok aile gibi, bizim de köklerimize dair elimizde çok az yazılı belge vardı. Sadece isimler, lakaplar, hikâyeler ve kuşaktan kuşağa aktarılan hatıralar kaldı. Aile hikâyemiz, ancak Türkiye’ye ulaştıktan sonra yazılı bir kimliğe kavuşabildi.
Büyük dedem ve büyük ninem, o dönem Kars Oblastı olarak bilinen, zamanında hem Rus hem Osmanlı yönetiminde kalmış doğu sınır bölgesi Kars’a yerleşti. Hayata orada yeniden başladılar. 1934 yılında Türkiye Cumhuriyeti tarafından çıkarılan Soyadı Kanunu ile birlikte “Karabulut” soyadını aldılar.
Belki bir sembol, belki de sadece isabetli bir seçimdi;
Karabulut soyadi, fırtınaları aşarak
var olan bir soyun hikâyesine çok yakışıyordu.